Bilimsel Madencilik Dergisi

Bilimsel Madencilik Dergisi

Cilt 13 - Sayı 1 (Ocak 1974)
Elektrik Enerjisi Sorununda Termik Santralların Yeri
Sayfa 1-9 Ö. Yenel, Ç. Onur, T. Güyagüler

GİRİŞ

Günümüzde, enerji sıkıntısı büyük ölçüde kendini hissettirmektedir, ülkemizdeki enerji açlığı, bir yandan sanayileşme çabalarımızı etkilerken, öte yandan günlük yaşantımızda bile bazı kısıtlamalara gidilmesini gerektirmiştir. Bu bakımdan artık bugün enerjinin ucuzluğu ya da pahalılığını bir yana bırakıp varlığı ya da yokluğu ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktayız. Bu duruma gelişin geçmişteki sebeplerini aramanın, bu günkü problemin çözümü yolunda fayda sağlıyacağını sanmıyoruz. Bu bakımdan geçmişteki hatalar ve alınmayan tedbirlerin günahını geçmiştekilere bırakarak, soruna çözüm bulma yönünde kısa ve uzun dönemde hemen alınması gereken tedbirlerin görüşülmesinde yarar bulmaktayız.

Dünyada ve Türkiyede Enerji Üretiminde Kömürün Yeri ve Geleceği
Sayfa 11-25 T.K.İ.

GİRİŞ 

Endüstriyel devrimden bu yana, insanoğlunun refah ve gelişmişliği, bulunduğu toplumun teknik düzeyine bağlı bir şekilde inkişaf etmiştir. Teknik düzeyin gelişmesi ise, büyük ölçüde bol ve ucuz enerji temini ile mümkün olmaktadır. Endüstriyel devrimin ilk dönemlerinde, birincil enerji hammaddesi olarak kömür üretilmekte idi. Bu üretimin bü­ yük bir kısmı, devrimin kaynağı olan Avrupada yapılmaktaydı, örneğin, 1900 yılında, Dünyada birincil enerji tüketim miktarı 762 milyon ton kömür eşde­ ğeri iken bu miktarın % 52 sini teşkil eden 396 milyon ton eşdeğer kömür Avrupada tüketiliyordu. Endüstriyel devrimin diğer kıtalara sıçraması ile insan yaşantısında büyük değişiklikler olmuş ve enerji üretim ve tüketimindeki artışlar tahminlerin çok üstünde gerçekleşmiştir. 1900-1967 yılları arasında Dünyanın muhtelif ülkelerinde enerji tüketimindeki artış aşağıda belirtilen şekilde olmuştur.

Toryum
Sayfa 27-34 A. Akar, L. Özmerih

ÖZET

Toryumun varlığı 1828 yılında İsveçli kimyacı Baron Jons Jakob Berzellus tarafından ortaya çı­ karılmıştır, önceleri Torina veya Torya adını taşı­ yan bu mineral 1885 yıllarına kadar pek kullanılamamıştır. 1885 yılında Vlyana‘h Carl Auer von Weisbach, Toryum oksitin ısıtıldığı zaman akkor haline geçip parlak bir ışık verdiğini tespit etmiştir. Bundan sonra Welsbach başlığı adı altında, gaz ve kerosen lambalarında kullanılan başlıklar geliştirilmiştir. Monazitten Toryum üretimi Karolina eyaletlerinde 1893 yıllarında başlamış, ancak 1895 yıllarında Brezilya ön plana geçmiştir. 1911‘de de Hindistan liretime başlamıştır. Yine bu yıllarda Almanlar büyük Toryum Nitrat Endüstrisi kurmuşlar. I. Dünya Savaşı, kaynakların kesilmesi nedeniyle bu endüstrinin geliş­ mesini engellemiştir. 1920 yıllarında elektrik, aydınlanma kaynağı olarak kullanılmaya başlanınca, gaz lambaları, dolayısı İle Toryum önemini biraz kaybetmiş, ancak nadir toprak elementlerinin kullanılmasının süratle artması ile bunların yan ürünü olarak elde edilmesine başlanmıştır.

Tuz : Pazar Durumu
Sayfa 35-50 İ. Kallioğlu, G. Uslu

ÖNSÖZ 

Bu çalışma tuzun Türkiye‘de ve dünyadaki mevcut pazar durumunu yansıtmak amacıyla hazırlanmış­ tır. Dünva tuz tüketiminin son bes vıl içinde her vı % 10 oranında arttığı (14 milyon Ton/Yıl) görülür. Üretici ülkelerin üretimlerini tüketicilere gpra ayarladıkları, flatın tüketiciler tarafından tesbit ftdJl^ği halihazır düzenin zamanla değişeceği, üreticilerin pazardaki durumunun daha iyi olacağı anlaşılmaktadır. Osmanlı imparatorluğu devrinde komşu ülkele/ re tuz ihraç eden ülkemiz, tuz üretiminin devlet eliyle yürütülmesi neticesi ancak memleket ihtiyacını kar­ şılar hale gelmiştir. Oysa, memleketimiz tuz yatakları bakımından çok zengin olup üretim ve nakliye imkânları çok elverişlidir. Devlet Plânîama Teşkilâtı tarafından da benimsenen, tuz üretiminin yüksek düzeylere çıkarılması, ekonomik büyüklükte üretim göz önüne alınarak ger­ çekleştirilmelidir. İlk etapta bir yıllık dünya tuz tü­ ketim artışı olan 10-15 milyon ton kapasiteli bu tuzlaların derhal kurulması hedef alınmaktadır.

Birinci Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Zenginleştirme Konferansı
Sayfa 51-53 Z. M. Doğan

Güneydoğu Avrupa ülkeleri delegelerinin iştirakiyle «Bulgaristan Maden, Jeoloji ve Metallurji Cemiyeti» tarafından tertip edilen «Birinci Uluslararası Cevher Zenginliştirme Konferansı», 12-15 Kasım 1973 tarihleri arasında Bulgaristan«! Varna şehrinin Drujba merkezinde «F.J. Curie- International Hali» de yapılmıştır. Bu Konferans, cevher zenginleştirme dalında çatışan uzmanların işbirliğini sağlamak üzere bazı olanakların yaratılmasın! amaç edinmiştir: Arazi ve iklimin farklı olmayışı ve maden yataklarının birbirine benzer özellikleri, cevher zenginleştirme konusu ile ilgili ortak problemlerin çö­ zümünde müsait durumlar meydan* getirmektedir. 

Otojen Öğütme
Sayfa 55-57 G. Ateşok

SUMMARY 

Autogenous batch grinding tests were performed in Laboratory — scale tumbling mills with magnetite, Limestone and sandstone pebbles. The Influence of pebble size, feed size, mill speed and loading, and grinding time on the fineness of grinding was investigated. Comparisons were made with the results from ball mill grinding experiments. 

Denizsel Çökelti Demir ve Manganez Cevher Oluşumlarının Spilitik, Keratofir - Vaylburjitik Kayaç Birlikleri ile İlişkisi Üzerine Düşünceler
Sayfa 58-64 Çeviren : R. Özdoğan

ÖZET 

Minette tipi (denizsel çökelti» demir cevheri ve Karadeniz tipi (Tschiaturi, Nikopol v.s.) manganez cevheri yatakları (4) oluşumlarının herhangibir mağ- matik olayla ilişiği olmayıp, bunlar tamamen, denizlere taşınan detritik karasal malzemenin ve muhtelif denizsel çözeltilerin Fe ve Mn ihtivalarının, kısmen kapalı epikontinental deniz havzalarındaki alkali şartları haiz C02 - zonlarında çözülerek yeniden çökelmeleri sonucu oluşmuşlardır. Buna kar­ şılık kuvars-şist ve spilitlere ilişkin olarak oluşan Lahn-Dill tipi «volkanik çökelti» demir cevherleri (5) ve manganez zenginleşmelerini jeosenklinal deniz tabanlarındaki eksalasyon ve termal kaynaklara bağlamak gerekir. Burada cevher getiren çözeltiler inisial mağmatizmanın son ayrışma ürünleridir. Bu tip cevher yataklarının bazaltik, kuvarskeratofir - vaylburjitik lâv ve tüflerle yakın alâkası çok karakteristik olup, spilitik kayaç birliklerinin jeosenklinal havzalar altında, az veya çok derinliklerde yatan juvenil bazaltik intruzyonun ayrışması sonucu meydana gelen ağır metal ve uçucu madde birikimi ile ilişkisini kabul etmek icabeder.

Die marin sedimentaeren Eisenerze vom Minette Typ und die Manganlagerstaetten vom Schwerzmeer Typ (Tschiaturi, Nikopol etc.) haben keine Beziehung zu irgendwelchen magmatischen Vorgaengen, sondern entstehen durch Auslaugung (und spaeteren Absatz) von Fe und Mn aus kontinentalem Detritus und marinen Sedimenten unter reduzierenden Bedingungen in C02 -Tonnen mehr oder minder abgeschnürter epikontinentaler Meeresbecken. In völligem Gegensatz hierzu entstehen die vulkano - sedimentaeren Eisenerze des Lahn -Dill Typs und die Mangankonzentrationen in Verbindung mit Kieselschiefern und Spiliten durch Exhalationen und Thermalquellen, die am Meeresboden von Geosynklinalen austreten. Dabei sind die rezbringenden Lösungen die letzten Differentiationsprodukte eines initialen Magmatismus. Für diesen geneticchen Typ sehr charakteristisch ist die enge Verbindung der Erzlager mit basaltischen bis quanzkeratophyrisch-weilburgitisctien Laven und Tuffen. Die Eisen - und Manganerze ebenso wie die spilitischen Gesteinstypen müssen in Beziehung gesetzt werden zu der Anreicherung von Schwermetallen und flüchtigen Bestandteilen im Verlauf der Differentiationsprozesse von mehr oder minder tief sitzenden Intrusionen juvenil basaltischer Magmen unter Geosynklinalbereichen. önce şu hususu belirtmek gerekir ki, geniş yataklar veren «denizsel çökelti» demir ve manganez cevher oluşumlarının mağmatizmanın spilitik artık solüsyonları ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu tip yataklardan Fransa‘daki Minette tipi demir ve Gü­ ney Kafkasya‘daki Tschiaturi, Ukrayna‘daki Nikopol manganez cevheri yatak tiplerinin kökenini, tamamen denizlere taşınan detritik malzemenin veya di­ ğer denizsel çözeltilerin Fe vé Mn ihtivaları teşkil etmektedir. Kısmen kapalı epikontinental yan denizlerdeki C02 -zonunun mevcudiyeti, i>u yatakların esas oluşum şartı olarak kabul edilmektedir (H. BORCHERT 1952, 1959/60, 1964).

Baz Metallerin Öğütme ve Flotasyoununda Komputer Kontrol Prosesi
Sayfa 65-79 O. Yalgın

ABSTRACT 

Process control computers, which were first introduced in 1959, are now being applied at a rapidly increasing rate. A recent survey showed 2890 installations: an increase of 1319 over the previous survey approximately a year earlier. With the additional availability of on-line X - ray analysis instrumentation experience is now being gained with initial mining industry applications such as grinding and flotation. Following an outline of automatic control, process computer and instrumentation techniques, a discussion is presented on computer control systems for mineral concentrating plants. Progress on computer control in the mining industry is now expected to be made more rapidly than in the past because of the carry-over ofsystems knowledge gained from applications in other industries such as steel, chemical, petroleum and electric utilities.